Cemal AKÇA yazdı...
[email protected]
Dışarıdaki dünya 2020’nin o puslu baharında bir gecede değişmişti ama asıl kıyamet, bizim evin kilitli kapıları ardında sessizce kopuyordu. Sokaklar boşaldıkça, zihnimdeki gürültü artıyordu. En büyük korkum eşimdi; gözlerimdeki o kaçak, hayalet görmüş ifadeyi yakalayacak ve her şeyi bir ihanet senaryosuna yoracak diye ödüm kopuyordu...
Zaten işe gitmemi hiç istemiyor, her sabah kapıdan çıkarken sanki bir daha geri dönmeyecekmişim gibi, bir ölünün arkasından bakar gibi bakıyordu bana,Haklıydı şüphelenmekte. Çünkü ben, amansızca takip ediliyordum...
Sokakta bir gölge, markette bir fısıltı, iş yerinde ise tam ensemde.O görünmez takipçi, soğuk ve metalik nefesini cildimde gezdiriyor, neredeyse ağzımın içine girecek kadar yakınıma sokuluyordu. İş yerinde onca tığ gibi delikanlı, onca genç çalışan varken neden hep benim zayıf omuzlarımı seçmişti? Bu amansız avdan kurtulmak için her gün yürüdüğüm o 600 metrelik yolu artık bisikletle, ak ciğerlerim patlayana kadar pedal çevirerek geçiyordum...
Ama ne yaparsam yapayım, o benden hep bir adım öndeydi; köşeyi döndüğümde beni bekliyor, asansörde yanımda duruyor, dokunduğum her yüzeye kendi zehrini bırakıyordu...
Tam da bu sinir bozucu paranoyanın ortasında, bir sabah banyoda yakayı ele verdim. Aynanın karşısında kendimi dezenfekte etmekten ziyade, sanki günahlarımdan arınmaya çalışıyordum. Önce ağır bir parfüm sıktım, üzerine yetmezmiş gibi avuç avuç kolonya boşalttım. Derim yanıyor, alkol genzimi parçalıyordu ama o "takipçinin" kokusunu ancak böyle bastırabilirdim...
Tam o sırada eşim kapıda belirdi. Bir hayalet gibi. Bakışları titreyen ellerimde ve odada asılı kalan yoğun koku bulutundaydı...
“Cemal Akça,” dedi. Sesindeki o buz gibi sitem, odadaki alkol kokusunu bile bastırdı. “Hayırdır? Sabah akşam banyo, her gün pırıl pırıl bir tıraş, şişe şişe parfümler. Kendine bakmaya başladın. Kimin için bu hazırlık?”
Cemal Akça.Eğer ismimi böyle tam ve resmi söylüyorsa, hüküm verilmiş demekti. Cevap veremedim. Boğazım düğümlendi. “Geç kaldım, akşama konuşuruz!” diyerek kendimi sokağa attım. Ama tüm gün iş yerinde o sarı şüphe bir kurt gibi içimi kemirdi. Eşimin bakışlarındaki "başka bir kadın mı var?" imasını sezmemek imkansızdı...
Akşama ne diyecektim? "Ölümden korktuğum için yıkanıyorum" desem inanacak mıydı? Başım zonkluyor, gözlerim kan çanağı gibi yanıyordu. Ateşim hafiften yükselmişti; bu korkunun ateşi miydi yoksa o görünmez takipçimin ilk sıcak dokunuşu mu, ayırt edemiyordum...
Akşam eve bir suçlu, bir sürgün gibi geldim. Selam bile vermeden doğruca banyoya daldım, kıyafetlerimi sanki üzerimde radyoaktif bir sızıntı varmış gibi poşete tıktım. Çıktığımda eşim sofrayı kurmuş, bir heykel gibi sessizce celladını bekliyordu. Yemeği çıt çıkarmadan yedik. Sessizlik o kadar yoğundu ki, dışarıdaki ıssız sokakların o tekinsiz boşluğu evin içine sızmış, boğazımıza sarılmıştı.Sonunda dayanamadım, göz göze geldik. Tam "Bak canım, açıklayabilirim..." diyecektim ki, eşim bir fırtına gibi patladı, çatalı masaya çarpışıyla yankılanan ses evin içinde patladı:
"Dört haftadır benden her geçen gün daha fazla uzaklaştığını görmüyorum mu sanıyorsun? Her gün sabah akşam yıkanmalar, haftada bir şişe kolonya bitirmeler.Kimden temizleniyorsun sen? Tüm bunların tek bir nedeni olabilir Cemal Akça! O sarışın kadın kim? Beni bu yaştan sonra kiminle aldatıyorsun?"
Şaşkınlıktan kalakaldım. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu. "Ne sarışın kadını? Saçmalama..." diye kekeledim...
Eşim yerinden fırlayıp vestiyere gitti ve ceketimi adeta bir suç kanıtı gibi getirip önüme fırlattı. Yakasındaki küçücük bir tüyü, parmaklarının ucunda iğrenerek tutuyordu...
"Bu ne o zaman? Geçen gün mantonun üstünde de gördüm o sarı saç tellerini! İş yerindeki o sarışın sürtük mü, yoksa yolda peşine takılan biri mi? Söyle, kim o seni ağzının içine girecek kadar kendine çeken, kokusunu kolonyalarla örtmeye çalıştığın kadın?"
Dizlerimin bağı çözüldü, masaya tutunmasam yere yığılacaktım. Karım, benim ölüm korkumu, yakamdaki o görünmez azraili bir yasak aşk sanıyordu. Oysa o sarı teller, her gece korkudan dökülen, stresle beyazlamış ve lambanın sarı ışığı altında altına dönüşen kendi saçlarımdan başka bir şey değildi. Dayanamadım, sesim bir hıçkırıkla karışık haykırışa dönüştü:
"Hayır.Hayır hanım, yanılıyorsun! O sarışın dediğin ölümün rengi! Beni takip eden, nefesini her an ensemde hissettiğim o şey bir kadın değil, Covid-19! Korkuyorum...
Sana bulaşacak diye, seni de kendimi de bu sessiz boşluğa gömeceğiz diye korkumdan deliriyorum!"
Eşim elindeki o incecik saç telini yavaşça masaya bıraktı. Parmakları titredi. Odanın ortasında iki yabancı gibi, birbirimize değil, aramıza bir duvar gibi örülen o görünmez korkuya, o sarı ölüme bakakaldık. Dışarıda siren sesleri duyuluyordu. Takipçim artık kapının eşiğindeydi...
*Cemal T.Akça
Fotoğraf sanatçısı...
Den Haag 2020
* Bu bir editöryal haberdir.








