Toplumda ‘Herkes birbiriyle yarışıyor’ algısı yaratılıyor...

Toplumda ‘Herkes birbiriyle yarışıyor’ algısı yaratılıyor...

Psikolog Özlem Gülder Altuner "Değer, içerikten değil; görünümden ve güç gösterisinden üretiliyor" dedi...

Ramis Sağlam
[email protected]

Günümüzde toplumlar arası etkileşimin hâlâ önemli araçlarından birisi olan televizyon, bugün her evde pek çok kişinin haber aldığı, izlediği ve şu veya bu şekilde etkilendiği bir araç. Televizyonda yayımlanan programlar, yayımlandığı günün ertesinde birçok kişi tarafından konuşulur, üzerine yorumlar yapılır halde. Televizyonlardaki yarışma programlarının içinde önemli yer tutan “yemek” programlarının ekonomik ve siyasi açıdan farklı toplum kesimleri üzerindeki etkilerini Psikolog Özlem Gülder Altuner ile konuştuk...

Yarışmacı profil seçimi rastlantı mı?

Gündüz kuşağı programlarında seçilen yarışmacı profillerinin rastlantısal olmadığını söyleyen Altuner, “Aksine, oldukça bilinçli bir şekilde, toplumdaki farklı kimliklerin karikatürize edilmiş temsilleri yan yana getiriliyor. Maço erkek, feminen erkek, başörtülü kadın, marjinal ya da sıra dışı görünümlü kadın… Bunların her biri, izleyicinin zihninde zaten hazır olan kalıplara hitap eden figürler. Psikolojik açıdan bakarsak burada iki şey oluyor. İlki, biz ve onlar ayrımı çok güçlü biçimde yeniden üretiliyor. İzleyici, bu karakterler üzerinden kendini konumlandırıyor: ‘Ben böyle değilim’, ‘Bizimkiler daha düzgün’, ‘Şu tipe bak’… Bu, izleyiciye bir tür üstünlük ve mesafe hissi veriyor” dedi...

Birbirine benzemeyenler arasında çatışma üretmek
Diğer bir sonucun “Çatışma üretmek” olduğunu belirten Altuner, “Birbirine benzemeyen, değerleri, yaşam tarzları, estetik anlayışları farklı insanların aynı kapalı alana konulması, doğal olarak gerilim yaratıyor. Televizyon dili açısından bu gerilim ‘reyting’, psikolojik açıdan ise duygusal tetiklenme demek. İzleyici yalnızca yemek ya da temizlik izlemiyor; kendi ön yargılarını, bastırılmış duygularını ve sosyal çatışmalarını ekranda seyrediyor. Dolayısıyla bu formatların arka planında ‘Toplum böyle, herkes birbiriyle yarışıyor, yargılıyor ve hayatta kalmaya çalışıyor’ gibi mesajlar veriliyor. Ama bu mesaj, uzlaştırıcı değil; aksine ayrıştırıcı ve basitleştirici bir yerden veriliyor” diye konuştu...

Aşağılayıcı, küçümseyici ve sınır tanımaz
Bu programlarda yarışmacıların birbirlerine karşı son derece aşağılayıcı, küçümseyici ve sınır tanımaz tutumlar içerisinde olduğunun altını çizen Altuner, programlarda, yarışmanın amacının çok hızlı bir şekilde yemek ya da beceri yarışması olmaktan çıkıp kişisel özelliklerin hedef alındığı bir psikolojik mücadeleye dönüştüğünü söyledi. Yarışmacıların birbirlerinin yalnızca yaptığı yemeği değil; kıyafetini, bedenini, sosyal statüsünü, eğitimini, hatta geçmişini yargılamaya başlamasını değerlendiren Altuner şöyle anlatıyor: “Bunu psikolojik olarak iki düzlemde ele almak mümkün. Birincisi bireysel düzlem: Bu tür programlar, özellikle görünür olma ihtiyacı, onay arayışı ve rekabet duygusu yüksek bireyler için adeta bir sahne sunuyor. Kendi değerini yükseltmenin yolu olarak karşısındakini küçümsemek çok sık kullanılan bir savunma mekanizması haline geliyor. İkincisi ve bence daha önemli olan toplumsal düzlem. Bu tür aşağılamaların normalize edilmesi, ekranda sürekli tekrar edilmesi, izleyiciye şunu söylüyor: ‘Başkalarının bedenini, tarzını, yaşam biçimini yargılamak kabul edilebilir bir şey.’ Bu, özellikle genç izleyiciler açısından ciddi bir risk. Çünkü sınır ihlali, saygısızlık ve empati eksikliği olağan davranışlar gibi sunuluyor.”

Kişisel tercihler yarışmanın önüne geçiyor
Estetik müdahalelerin, kıyafetlerin ya da kişisel tercihlerin yarışmanın önüne geçmesini iki ayrı noktaya bağlayan Altuner, “Değer, içerikten değil; görünümden ve güç gösterisinden üretiliyor. Bu da bizi daha kırılgan, daha öfkeli ve daha tahammülsüz bir toplumsal iklime taşıyor” değerlendirmesini yaptı...

Özetle, bu programlarda yalnızca eğlence üretilmediğini, aynı zamanda nasıl bakacağımızın, nasıl yargılayacağımızın ve nasıl konuşacağımızın öğretildiğini dile getiren Altuner, “Psikolojik olarak asıl sorulması gereken soru şu: Biz ekranda neyi izliyoruz ve farkında olmadan neyi öğreniyoruz?” sorusunu yöneltti.

NOT: Bu haber Günlük Evrensel Gazetesi'nden alınmıştır...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber ATYG’nin bahar toplantısı gerçekleştirildi...
Sonraki Haber PIRASADAN ÖLÜM...
Benzer Haberler