ÇOCUKLAR NEREDE?

ÇOCUKLAR NEREDE?

*Birol KESKİN yazdı...
[email protected]

Epstein’den Türkiye’ye uzanan cezasızlık ve karanlık ağlar...

Bazı dosyalar kapatılmaz; yalnızca üstü örtülür.
Jeffrey Epstein dosyası da, Türkiye’de her yıl binlerce çocuğun kaybolduğu gerçeği de bu örtünün altındadır...

Epstein tek başına bir sapkın değildi. O, paranın ve siyasetin çocuk bedenleri üzerindeki dokunulmazlığının adıdır. Bir ada dolusu suç, bir uçak dolusu isim vardı; ama geriye yalnızca sessizlik kaldı. Çünkü fail güçlüyse, adalet susar...

Bu karanlık yalnızca bir adaya ait değildi. Epstein’in özel uçağının rotaları arasında Türkiye'de bulunuyordu. Bu bir komplo değil; kamuoyuna yansıyan uçuş kayıtlarının doğurduğu meşru bir sorudur: Bu uçuşlar neden yapıldı, kimlerle temas kuruldu ve neden bu sorular bu ülkede neredeyse hiç sorulmadı?

Türkiye ise yıllardır kayıp çocuklar ülkesi.
Resmî kayıtlara göre her yıl binlerce çocuk kayboluyor. Kimi kısa sürede bulunuyor, kimi “kaçtı” denilerek dosyadan düşüyor, kimi ise tamamen görünmez hâle geliyor. Oysa çocuklar kaçmaz; kaçırılır, susturulur ya da sistemin karanlık boşluklarında yok olur...

Bu “kaçma” retoriği, çoğu zaman soruşturmayı sonlandırmak için kullanılan bir idari kolaylıktan ibarettir. Özellikle kız çocukları, LGBTİ+ çocuklar, kurum bakımındaki çocuklar, mülteci çocuklar ve yoksul ailelerin çocukları için bu etiket, onları aile içi şiddet, cinsel istismar veya kurumsal ihmalden kaynaklanan “gönüllü kayıp” statüsüne iter ve devletin koruma yükümlülüğünü ortadan kaldırır...

Uluslararası raporlar bu gerçeğe işaret ediyor:
Kayıp çocuklar; insan ticareti, cinsel istismar, zorla çalıştırma ve organ mafyaları gibi ağır suç ağları için en kırılgan gruplardan biridir. Yoksulluk, göç, denetimsizlik ve afet koşulları bu riskleri daha da büyütür...

Ve 6 Şubat depremleri…

Deprem yalnızca binaları değil, kayıtları da yıktı. Enkazdan çıkarılan ama ailesine ulaşılamayan, hastane listelerinde yer almayan, “refakatsiz” denilerek geçiştirilen çocuklar oldu. Bugün hâlâ kaç çocuğun nerede olduğu net biçimde açıklanmış değil. Bir afet, koruma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz; ağırlaştırır...

Epstein dosyası bize şunu öğrett i: Çocuklara yönelik suçlar bireysel değil, örgütlü ve uluslararasıdır. Bu, yalnızca bir “arz” sorunu değil, aynı zamanda küresel bir talep sorunudur. Uçaklar boşuna uçmaz. Ağlar tesadüfen kurulmaz. Ve çocuklar kendiliğinden ortadan kaybolmaz...

Dijital çağda “kaybolmak” neredeyse imkânsızdır.
Cep telefonu sinyalleri, banka kartı hareketleri, sosyal medya girişleri, şehir kameraları… Bu izlere ulaşılamaması veya kullanılmaması, bir “arama” değil, “araştırmama” tercihidir. Bu sessizlik masum değildir...

Bu yazı bir hüküm değildir.
Ama güçlü bir uyarıdır.
Cezasızlık bir tercihtir.
Ve sistematik suskunluk, çocuklara karşı işlenen suçların en sadık ortağıdır...

Talepler netleşmelidir:

1. Uçuş ve temas kayıtları kamuoyuna açıklanmalıdır.
2. Deprem sonrası kayıp ve refakatsiz çocuk verileri şeffaflaştırılmalı, ailelerin gerçeğe ulaşma hakkı garanti altına alınmalıdır.
3. “Kayıp çocuk” tanımı ve istatistiksel metodoloji netleştirilmeli, farklı risk grupları (mülteci, LGBTİ+, kurum bakımındaki çocuklar) ayrıştırılarak raporlanmalıdır.
4. Kapatılan dosyalar bağımsız denetim mekanizmaları tarafından yeniden incelenmelidir.
5. Medya ve sivil toplum, bu konuda sürdürülebilir araştırmacı gazetecilik ve izleme faaliyetleri yürütmeli, devletin şeffaflık yükümlülüğünü talep etmelidir...

Çünkü bir ülkede her yıl binlerce çocuk kayboluyor ve bu hâlâ “rahatsız edici bir tartışma” sayılıyorsa, orada kaybolan yalnızca çocuklar değildir.
İnsanlık da enkaz altındadır...

Hukuki ve Politik Dipnot...

Bu metin bir suç isnadı değil; hukuki ve siyasi sorumluluk çağrısıdır...

Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, Palermo Protokolü (İnsan Ticaretiyle Mücadele) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi uyarınca devlet; kayıp, refakatsiz ve risk altındaki çocuklar konusunda etkin soruşturma, şeffaf kayıt, izlenebilirlik ve bağımsız denetim yükümlülüğü altındadır...

Uluslararası hukukta afet ve kriz koşulları bu yükümlülüğü ortadan kaldırmaz; ağırlaştırır...

Kayıp çocuklara ilişkin verilerin açıklanmaması, dosyaların kapatılması veya soruların bastırılması hukuki olduğu kadar siyasi sorumluluk da doğurur...

Sorulan sorular hukuka aykırı değil; hukukun işletilmesinin ön koşuludur.Bir hukuk devleti, kendisini en zayıf olanı —çocuğu— ne kadar koruduğu, ne kadar şeffaf, hesap verebilir ve onarıcı davrandığıyla ölçülür...

İnsanlığın sınavı, en savunmasızlarının nerede olduğunu sormakla başlar....

*Sendikacı...

Önceki Haber Özgürlük, Sürü ve Bir Penguen: Duruşun Felsefesi...
Benzer Haberler
Rastgele Oku