Özgürlük, Sürü ve Bir Penguen: Duruşun Felsefesi...

Özgürlük, Sürü ve Bir Penguen: Duruşun Felsefesi...

*Birol KESKİN yazdı...
[email protected]
Fotoğraf : Ulusal Basın...

Doğa bazen tek bir görüntüyle, uzun uzun anlatılan teorilerin, kalın kitapların, bitmeyen tartışmaların önüne geçer. Son günlerde sosyal medyada dolaşan bir penguen videosu da tam olarak bunu yaptı. Sürüsünden ayrılan bir penguen… Diğerlerinin gittiği yöne değil, başka bir yöne yürüyor. Görüntü kısa, ama soru büyük...

Nereye gidiyor? Özgürlüğe mi, yalnızlığa mı? Yoksa sadece sürüden yorulduğu için mi başını alıp gidiyor?

İnsan bu görüntüye bakarken aslında hayvanı değil, kendini izliyor. Çünkü mesele bir penguen değil; mesele sürü, irade ve bilinç meselesi...

Sürü güvenlidir, derler. Korur, ısıtır, yön verir. Ama kimse şunu sormak istemez: Ya sürü yanlış yöne gidiyorsa? Ya çoğunluğun seçtiği yol uçuruma çıkıyorsa? Tarih bize defalarca şunu gösterdi: Çoğunluk olmak, haklı olmak değildir. Kalabalıklar yanılabilir; hatta çoğu zaman yanılır. Sokrates Atina sürüsünün değerlerini sorguladığı için zehri seçti. O penguen de, belki farkında olmadan, binlerce yıldır süren bu kadim itirazın buzullardaki sessiz temsilcisidir...

O penguen belki bir kahraman değil. Belki ideolojik bir anlam da taşımıyordur. Ama o görüntüde çok insani bir an var: Durmak, bakmak ve “Bu yol bana doğru gelmiyor” diyebilmek. İşte bilinç tam da burada başlar. Refleksle değil, akılla atılan ilk adımda. Ve bu adım, nereye varacağını bilememekle, elinde bir harita olmamakla yüklüdür. Tıpkı insanın varoluşundaki gibi: Kesin bilgi yok, sadece sezgiler ve inançlar vardır...

Var olmak, bir kalabalığın içinde erimek değildir. Var olmak, kendi sesini duyabilmektir. Kör aidiyetler —adına ister cemaat densin, ister aşiret, ister tarikat, ister başka bir topluluk— insana konfor sunar. Düşünme zahmetini alır. Karar verme yükünü hafifletir. Ama bunun bedeli ağırdır: İnsanın kendisi olmaktan vazgeçmesi. Kafka'nın Gregor Samsa'sı, sürünün beklediği rolü oynamayı bıraktığı an nasıl bir yabancıya dönüştüyse, gerçek benliğini ortaya koyan her birey de benzer bir riski göze alır...

Özgür irade rahat değildir. Yalnızlık içerir. Yanlış anlaşılmayı, dışlanmayı, hatta kimi zaman yok olma ihtimalini barındırır. Bu yüzden herkes özgür olmayı seçmez. Zaten mesele de herkes olmak değildir. Mesele, özgürlük ile yalnızlık arasındaki o ince çizgide, kendi hakikatimize sadık kalarak yürüyebilmektir. Unutmamak gerekir ki, gerçek özgürlük nihai olarak yalnızlık değil, belki de kendi seçtiğimiz, bizi olduğumuz gibi kabul eden yeni bir "sürü" bulmaktır. Bu, kör bir aidiyet değil, bilinçli bir aidiyettir...

Ve evet, belki o penguen ölüme doğru gidiyor. Belki soğuğa, belki açlığa, belki sonsuz bir beyazlığa. Bunu bilemeyiz. Ama burada mesele hayatta kalmakla ilgili olmaktan çıkar. Mesele, nasıl yaşadığımızdır...

Çünkü bazen doğru olan yol, hayatta kalmayı değil; insan kalmayı seçmektir. İnsan kalmak, bazen o penguen gibi yalnız yürümeyi göze almaktır. Bazen de, sürüde kalan bir penguenin, uzaklaşan o küçük, kara noktaya bakıp için için bir heyecan duymasıdır. O penguen sadece bir hayvan değil, buzulların üzerinde yürüyen bir soru işaretidir. Ve o soru, hepimize yönelmiş durumda: Sen, hangi yönde yürüyorsun?

* Sendikacı...

Önceki Haber EŞİT YURTTAŞLIK ÜZERİNE...
Sonraki Haber ÇOCUKLAR NEREDE?
Benzer Haberler