Prof. Dr. Doğan GÖÇMEN yazdı...
Kadın sorunu ülkemizin ve çağımızın en can alıcı sorunlarından birisidir. Bu nedenle soruna dair çözüm üretmek için takınılacak tavır aynı derecede can alıcıdır. Bu konuda acaba Karl Marx yardımcı olabilir mi? Marx, 19. yüzyılın ortalarında Yahudi sorununa ilişkin bir çözüm önerisi geliştirir. Buna göre, dini inancın modern çağla birlikte dünyevileşmiş olması Yahudi’nin Yahudi olarak kurtulduğunu göstermektedir; çünkü dini inancın dünyevileşmesi, dinlerin eşitliği ve inanç özgürlüğü için bir önkoşul olarak görülmektedir...
Gerçekten de Marx’ın söz konusu çözüm önerisini geliştirmesinden, çok değil, 50 yıl sonra Avrupa’da Yahudilere yurttaşlık hakları verilir. Bu girişimle Yahudi’nin Yahudi olarak, yani Yahudi inanç bakımından diğer dini inançlarla eşit kılınmıştır. Fakat insanların inanç bakımından eşit kılınmış olması, insanlar arasında toplumsal çelişkilerden kaynaklanan eşitsizliklerin ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir...
Örneğin bir Müslüman ile Yahudi, bir Hıristiyan ile Müslüman, Yahudi ile Hıristiyan arasında inanç bakımından eşitlik sağlanmıştır. Fakat hem inanç sistemlerinin arasında hem de inanç sistemlerinin içinde insanlar arasında toplumsal eşitsizlikten kaynaklanan özgürlük sorunu vardır...
Bu ne demektir? Örnekler vererek açıklamak istiyorum. Örneğin yoksul bir Müslüman ile zengin bir Müslüman arasında eşitsizlik sorunu olduğu gibi, yoksul bir Yahudi ile zengin bir Hıristiyan arasında da bir eşitsizlik sorunu vardır. Zengin bir Müslüman ile yoksul Yahudi arasında eşitsizlik sorunu olduğu gibi, yoksul bir Hıristiyan ile zengin bir Yahudi arasında da büyük eşitsizlik sorunu vardır...
İşte, bu tüm dini inanç topluluklarını kesen ve insanları dini toplulukların ötesinde sosyal statülerine göre buluşturan bu iç çelişkidir. Bu aynı zamanda insana insan olarak bakmak için gerekli bütünlüklü perspektifin yakalanması için de bir olanak sunmaktadır...
Bu eşitsizlikleri topyekun aşmak için Marx, modern çağla birlikte insanın insan olarak özgürleşmesinin koşullarının oluşmaya başladığına dikkat çeker. Bu durumdan çıkıp kurtulma, durumunu iyileştirme konusunda dini inanç toplulukları ötesinde yoksulların bir çıkarının olduğu açıktır. Marx’ın bu fikri kadın meselesine, kadının kadın olarak ve kadının insan olarak kurtuluş meselesine uyarlanabilir mi?
Üzerinde düşünmeye değer…
Marx’ın bu geliştirmiş olduğu görüşten hareketle şöyle bir fikir ileri sürülebilir. Erkeğin ve kadının yurttaşlık hakkını elde etmiş olması, onların “kadın” ve “erkek” olarak kurtulduklarını göstermektedir. Yurttaşlık hakkının uygulanmasında gözlenen sayısız sorunların olması bu gerçeği değiştirmez, çünkü kanımca varolan koşullar çerçevesinde yurttaşlık hakkının daha iyi uygulanması artık mümkün değildir. Bu nedenle mesele artık tartışmanın kadın veya erkek üzerinden değil de insan üzerinden yürütülmesidir...
Karşımıza sürekli salt kadın ve bazen de erkek üzerinden yürütülen tartışmalar çıkarılıyorsa, kadın erkeğe veya bazen erkek kadına karşı gösteriliyorsa, bunun nedeni, bütünlüklü tablonun görülmesini engellemek ve kadını erkeğe ve erkeği kadına karşı konuşlandırmak çabasından kaynaklanmaktadır. Bu yaklaşım, kadının da, erkeğin de, insanın da kurtuluşu yolunda çıkmaz bir sokaktır, çünkü mesele artık tüm insanlık için “olmak ya da olmamak” meselesi olmuştur...
Artık ne kadın tek başına kurtulabilir. Ne de erkek; artık ne Müslüman tek başına kurtulabilir, ne Yahudi ne Hıristiyan, ne de başka inançlardan olanlar veya olmayanlar. Artık uluslar da tek başına kurtulamaz bu durumdan. Mesele artık tüm insanlığın kurtuluş meselesi olmuştur...
Bu, içinde bulunduğumuz durumun da gösterdiği gibi, sonunda bitmez tükenmez bir cinsiyetler savaşını peşinden getirecektir. Onlarca yıllar süren bitmez tükenmez din savaşlarını hatırlayalım. Bütünü göremeyen ve kuramayan, yani bütün insanlığı göremeyen ve kuramayan perspektifler sonunda kısır iç döngüye ve çıkışı olmayan didişmelere dönüşmektedir...
Bütünü gören ve kuran perspektif nasıl yakalanacak ve nasıl kurulacaktır? Tartışmanın üretim ilişkileri üzerinden belirlenen özne veya özneler üzerinden yürütülmesi bir başlangıç ve çıkış noktası olabilir. Örneğin yoksul kadınları ve erkekleri, yani tüm emekçi insanların ortak bir amaç, yoksulluktan çıkış amacı etrafında birleştirmek, böyle bir öznenin tasarlanması ve kurulması için bir başlangıç noktası olabilir...
Kadının kadın olarak ve erkeğin erkek olarak kurtuluşu, bu şekilde belirlenen özne üzerinden yeniden kuramlaştırılırsa ve insanın kurtuluş perspektifi ile birleştirilerek gerçekleştirilirse, tüm insanlığa dair bütünlüklü bir tablo yakalanabilir. İçinde debelendiğimiz barbarlıktan topyekun çıkışın başka bir perspektifi gözükmemektedir...
Farklar sadece ayırmaz, tersine, farkların varlığı birliğin önkoşuludur. Farkların yarattığı mesafe, tek tiplikten kurtulup, farkları oluşturanları kabul ve teyit, yani tanıyarak gerçek anlamda bir birliğin kuruluşunu sağlayabilir...








