*Birol KESKİN yazıyor...
[email protected]
Modern insan, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar kalabalıklar içinde yaşıyor. Sürekli bağlantı hâlindeyiz; konuşuyoruz, yazıyoruz, paylaşıyoruz. Ama buna rağmen derin bir yalnızlık duygusu hiç olmadığı kadar yaygın. Bu durum rastlantı değil. Bugün yaşadığımız yalnızlık, kendiliğinden ortaya çıkan bir ruh hâli değil; bilinçli olarak üretilmiş bir durumdur...
Kapitalizm yalnızca ekonomik bir sistem değildir. Aynı zamanda insan ilişkilerini, düşünme biçimlerini ve birbirimizle kurduğumuz bağı düzenleyen bir yaşam biçimidir. Bu düzen, insanların bir araya gelmesinden, ortak akıl üretmesinden ve dayanışma içinde hareket etmesinden çekinir...
Çünkü birlikte düşünen insanlar sorgular, itiraz eder ve sistemi zorlar. Bu yüzden bireyler yan yana ama birbirinden kopuk yaşamaya yönlendirilir. Rekabet yüceltilir, dayanışma zayıflatılır. Yalnızlık bu noktada bir yan etki değil, sistemin bilinçli olarak ürettiği işlevsel bir araçtır. Yalnız birey daha kolay yönetilir, daha az direnç gösterir ve daha çok tüketir...
Bu yalnızlaştırma açık baskılarla değil, algılar üzerinden kurulur. İnsanlara ne düşünecekleri doğrudan söylenmez; neyi önemseyecekleri, neye öfkelenecekleri ve neyi normal kabul edecekleri sürekli olarak fısıldanır. Medya, sosyal platformlar ve algoritmalar bu sürecin temel taşıyıcılarıdır...
Hakikat çoğu zaman olduğu gibi değil; düzeni sarsmayacak, rahatsızlık yaratmayacak ve tüketimi sürdürecek biçimde sunulur. Böylece insanlar kendi hayatlarının öznesi olduklarını sanırken, aslında önceden çizilmiş sınırlar içinde hareket ederler...
Tam da bu nedenle yalnızlık sadece duygusal bir sorun değil, politik bir meseledir. Yalnız kalan insan, yaşadığı sorunları kişisel bir başarısızlık gibi görür. Oysa pek çok sorun ortaktır. Algılar bunu gizler, olgular ise açığa çıkarır. Çıkış yolu, algıların pasif alıcısı olmaktan çıkıp olguların peşine düşmekten geçer. Aynı gerçeklikte buluşabilen insanlar, yalnız kalmaz. Bilinç, burada bireysel bir uyanıştan çok, kolektif bir fark ediştir...
Yalnızlık kader değildir. Bilinçli olarak üretilmiş bir durum, bilinçli bir karşı duruşla aşılabilir. Eleştirel düşünmek, derinlikli ilişkiler kurmak ve somut dayanışma biçimlerini yeniden inşa etmek bu mücadelenin temel adımlarıdır. Birliktelik, büyük sözlerden değil; küçük ama kararlı adımlardan doğar...
Asıl özgürlük, yalnızlığın doğal değil, dayatılmış olduğunu fark ettiğimiz anda başlar. İnsan yalnızca düşünen bir varlık değildir; düşündüğünü başkalarıyla paylaşabilen ve birlikte değiştirebilen bir varlıktır. Kapitalizmin bilinçli olarak ürettiği yalnızlığa karşı, bilinçli bir birliktelik kurmak mümkündür. Ve belki de bugün en acil mesele tam olarak budur...
* Sendikacı...
* Bu bir editöryal haberdir.








